Okul zili çalmadan Odatv’ye konuştu: Tek kazanan tarikatlar

Son olarak Anadolu Üniversitesi tarafından kadın çalışanlara gönderilen kılık kıyafet talebi, tepkilere neden oldu. Öğretmenler için 19 Kasım’da düzenlenecek uzmanlık sınavı, KYK yurt ücretlerine yüzde 80-100’e varan zamlar ve yurt odalarındaki yaşanabilirliğin giderek azalması öğretmen ve öğrencilerin sorulardan bazıları olarak gündemdeki yerini koruyor.

Odatv, eğitim hayatında yaşanan bu soruları Eğitim-İş Genel Başkanı Kadem Özbay’a sordu. Özbay, Odatv Webtv Koordinatörü Pınar Saraçoğlu’nun sorularını yanıtladı.

KADIN BEDENİ ÜZERİNDEN HAKİMİYET KURMAYA ÇALIŞMAK

Anadolu Üniversitesi, personeline gönderdiği yönetmelikte kılık kıyafet yönetmeliğinde kadınlara dizden yukarı, yırtmaçlı etek, streç ve benzeri pantolon, kolsuz ve açık yakalı giymeyin diye bildiride bulundu. Siz bu talebi nasıl değerlendiriyorsunuz?

Kadem Özbay: Elbette bu talimatları kadın bedeni üzerinde hakimiyet kurmaya çalışan eril ve gerici zihniyetin dışa vurumu olarak görüyoruz. Eğer maksat kamu çalışanı unvanına sahip her emekçinin mesai saatleri içinde belli ve benzer standartlarda görünmesi olsaydı, şeyhinin yanından giyinmeye fırsat bulamamış kılıkta birçok insan, çalıştığı o dairelerin kapısından girememeliydi. Erkeklerin çember sakalına, badem bıyığına laf yok ama kadının elbisesinin her santimine karar vermek istiyorlar, bunun adı yaşam tarzına müdahaledir. Bunun adı kadının çalışma hayatındaki yerini sindirememek ve bulunduğu çağın yüzlerce yıl gerisinde kalmaktır.

Eğitim-İş olarak bu çağdışı zihniyetin, bilim yuvası olması gereken üniversitelerde iktidarın desteğiyle egemen hale getirilme çabasını kınıyor, karşısında duruyoruz.

ÖĞRETMENLER KENDİSİNİ DEĞERSİZ HİSSEDECEK

19 Kasım’da bir sınav gerçekleşecek ve sonrasında, öğretmenler uzman öğretmenlik ve başöğretmenlik gibi unvanlar alacak. Öğretmen olmak zaten uzman olmak demekken, bu durum öğretmenlerin hayatını nasıl etkileyecek?

K.Ö.: Öğretmene dahi sorulmadan, Saray’ın talimatıyla, bir teneffüs arasında yazılabilecek kadar basit 12 maddeden ibaret bir metin olarak hazırlanan, içeriğinde eğitim emekçisinin mesleki, özlük ve ekonomik sorunlarına dair hiçbir iyileştirici hamle barındırmayan ve aksine öğretmenlerin kazanımlarına saldıran bu meslek kanununa başından beri en gür sesle karşı çıkan sendikayız. Ve ilk günden beri altını çizerek söylüyoruz ki bu kanunun yaratacağı tahribat sadece öğretmenler için değil milli eğitim sisteminin tümü için yıkıcı olacaktır.

Öğretmenler zaten fakülteden uzman olarak mezun olmaktadır. Her öğretmen uzmandır ve uzmanlık belgesi de mezuniyet diplomasıdır. Şimdi bu meslek kanunu, öğretmenlere “senin uzmanlığını geri alıyoruz” diyor. Utanmadan “Gel bakalım ne kadar uzmansın” diyor. Öğretmenlerin mesleklerini icra etmekten doğan haklarını, yeni şartlara/kriterlere bağlıyor. Devlet okullarındaki işleyişten bihaber, eğitimin hiçbir sürecine dahil olmamış kişilere hazırlatılan videolarla öğretmenin bilgisi değil ezberi test edilmek isteniyor. Yani öğretmenin hem itibarı, hem mesleki hakları, hem de vakti çalınıyor.

Elbette bu meslek kanunu bizim üzerimize kara bir bulut gibi çökerken, o bulutun gölgesinin eğitim sistemine de düşmemesi düşünülemez. Öğretmenler kendisini daha değersiz hissedecek ve eşyanın tabiatı gereği okullardaki eğitim sürecine yansıyacak. Sözleşmeli, ücretli, kadrolu diye bölünen öğretmenler bu kez uzman, aday, başöğretmen diye bölünecek; öğretmenler odası bir kez daha ayrışacak. Yani okuldaki çalışma barışı baltalanacak. Devlet okullarında her sene MEB’den gelen “Kayıt parası almak yasaktır” demeçlerinin aksine bağış adı altında para toplanıyor, biliyorsunuz. Şimdi bu kanundan sonra çocuklarını uzman öğretmenin ya da başöğretmenin sınıfına sokmak isteyen velilerden de bağış adı altında para toplanacağı muhakkak. Bu hem kamusallığı biraz daha öldürecek hem de sadece öğretmenler arasında değil, öğrenciler ve hatta veliler arasında da suni rekabet filizleri ekecektir. Yani AKP sayesinde eğitim sistemimiz şahtı, şimdi şahbaz olacak!

ÖĞRENCİLERİN SESİ OLMAYA ÇALIŞACAĞIZ

KYK yurt ücretlerine yüzde 80-100’e varan zamların yapıldı. Öğrenciler bunu nasıl karşılayacak?

K.Ö.: Eğitim-İş olarak eğitimi bir bütünsellikle değerlendiriyor, sadece eğitim emekçilerinin değil öğrencilerimizin de sesi olmaya çalışıyoruz. Tam da bu nedenle daha önce de eğitimdeki barınma sorununa dair kapsamlı raporlar hazırlayıp, çözüm önerilerimizle beraber kamuoyuna sunduk. Ancak çözüm iradesini göstermesi gereken mercilerin böyle bir niyeti olmadığını da biliyoruz.

KYK yurtlarına yapılan son zamlar, eğitimde zaten can çekişen kamusallığın ve sosyal devlet ilkesinin tarihe karıştığının resmidir. Maruz kaldığımız ekonomik krizde ülkede sadece belli bir zümre zenginliğine zenginlik katarken, biz halk olarak hızla yoksullaşıyoruz. Her şeyin fiyatının anlık yükseldiği bu kriz ikliminde velilerimizin, dolayısıyla öğrencilerimizin hayatı ne yazık ki daha da zorlaşacak. Bu yurt ücretlerini ödemek, ulaşım ve beslenme sorunu çözmek ne yazık ki artık daha da büyük bir mesele. Yani önümüzdeki ay veliler için de öğrenciler için de üniversiteye yerleşme sürecinden daha eziyetli bir süreç başlayacak: ödenebilecek ücretler talep eden yurtlar bulmak!

Geçen sene gençlerimizin düzenlediği “Barınamıyoruz” eylemleri bu acil sorunu çözmek için bir alarm kabul edilmeliydi ama bunun yerine o gençleri “hain”, “nankör” ilan edip, eğitimdeki barınma sorununu derinleştirdiler.

BU POLİTİKANIN TEK KAZANANI TARİKATLAR OLUYOR

Vezneciler KYK yurdunda 4 kişilik odalarda kalan öğrenci sayısının 6’ya yükseltileceği iddiası, yurtta barınan öğrenciler arasında tartışmalara sebep oldu. Devlet yurdu şartları zorlaştırılıp, öğrencilere tarikat yurtları bir seçenek olarak sunulmak mı isteniyor?

K.Ö.: Mevcut KYK yurtlarına fazladan ranza atılıp öğrencilerin yaşam alanlarının daha da daraltılacağına dair duyumları biz de alıyoruz. Henüz doğrulatamamış olsak da ne yazık ki bu haberlerin doğru çıkması şaşırtıcı olmaz. Çünkü bu AKP’nin uyguladığı mecbur bırakma politikasının bir sonucu ve bu politikanın tek kazananı tarikatlar oluyor.

Eğitimin, Anayasamızda da belirtildiği üzere ücretsiz verilmesi gereken bir kamu hizmeti olmasına ve taşınma ile barınmanın eğitimin ayrılmaz bir parçası olmasına rağmen bu alan boş bırakılarak sosyal devlet ilkesi çöpe atılıyor.

AKP iktidarı, resmen ayak sürüyerek, ihtiyacın yüzde 20’sine bile tekabül etmeyecek kadar KYK yurdu açarken, vakıf ve dernek adı altında açılan yurt sayısında yaşanan patlama da bu alanda tarikatların nasıl hummalı bir çalışma içinde olduğunu rakamlarla göstermektedir. KYK yurtlarının yetersizliği durumu biraz elverişli olan öğrencileri özel yurtlara, yoksul ailelerin çocuklarını ise dernek/vakıf yurtlarına itmiştir. 2006’da 1723 olan vakıf/dernek yurtları sayısı, 2021’de 3.331’e çıkmış, neredeyse iki katı artış göstermiştir. İşte bu rakamlar, üniversitelilerin barınma sorununun neden çözülmediğinin de cevabıdır. Bizim de buna cevabımız, kararlılıkla mücadeledir.

Eğitim-İş, eğitimdeki barınma sorununu bir kapı gibi açık bırakanlara ve o kapıdan ellerini ovuşturarak giren tarikatlara karşı verdiği mücadeleyi yılmadan sürdürecektir.

Pınar Saraçoğlu

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.